Friday, August 27, 2010

Erkeklerin Nefret Ettiği Kadın Tipleri(!)...

Ve eveett!! varmış!! doğruymuş!! Erkekler kadınlarsız yapamaz derler ama onlarında nefret ettikleri kadın tipleri varmış!(ama eminim öyle olsa bile o nefret ettikleri kadınlar bir gün karşılarına gelip benimle yemeğe çıkar mısın deseler hepsi o saniye o nefret ettikleri olayı unuturlar...)
Hani hemen hemen hergün bir grup uzman çıkar çook değerli fikirler ve araştırma sonuçları beyan ederler ya işte yine öyle bir araştırma sonucu arz-ı endam edilmiş. Hemde bu seferki biz kadınlar hakkında.
Buna göre erkeklerin nefret ettiği 10 kadın tipi varmış! ("Ey Tanrım bana 3 tane 3 de yetmez 5 tane, 5 de yetmez 10 tane, ver ver ver ver ver Allah'ım veeer!!" diye arz buyurmuş erkeklerimiz!!)
İşte o mükemmel liste...

1)Seksi silah olarak kullananlar: İlişkilerde çoğu kadın kendi üstünlüklerini kurmak için erkeklerin seks isteklerine duyarsız kalır. Bu cesur davranış kendi aralarında alkışlanırken, erkeklere göre basit gibi görünen bu insan ihtiyacından kadınların gerçekten vazgeçebileceklerini düşünmemeleri gerekiyor.
 --- bunu gerçekten düşünen bir erkek var mıdır acaba? hepsi doğru derler ama eminim hiçbirisi bu silahtan hoşnutsuz olmazlar...

2)Vır vır konuşanlar: Çoğu kadın konuşmayı sever ve eğer bir erkek onlara bir fırsat verirse susmak bilmeyebilir. Bu erkeklerin kadınların ne söylediklerine dikkat etmeyecekleri anlamına gelmez sadece erkekler her detayı duymak istemiyor.
 --- bana bir erkeğin vir vir etmiyor dediği bir kadın gösterir misiniz? yada erkeklerin kadınların uzun konuştuğu anda vir vir ediyor demediği bir anı? (kızlar vır vır etmeyi biz mi istiyoruz onlar mı bize ettiriyorlar? bu da ayrı bir tartışma konusu olmalı!)

3)Bayılıncaya kadar alış veriş yapanlar: Alış veriş zamanı geldiğinde, çoğu kadın için bir gün yetmez. Vitrinlere bakmak, tek tek incelemek ve fiyatları bilmek isterler. Bir ayakkabı ve giysi mağazasında yeme, içme ve diğer sorumlulukları düşünmeden saatler harcayabilirler. Erkeklere göre en kötüsü onunla dolaşmasını istemesi.. Mağaza mağaza, amaçsızca, her kıyafete ve ayakkabıya bakarak gerektiğinde büyük paralar ödemekten sıkılıyorlar
 --- kanımca onca saat bir erkekle dolaşmaya çalışmak zaten çin işkencesi olacağından bu maddeyi es geçiyorum.. (ama yiğidi öldür hakkını yeme. bizle alışverişe gelip fikirlerini beyan eden o super erkeklerde yok değil!!onlarla dolaşmak hele ki bu erkek arkadaşımızsa onlar için denemek onların fikirlerini almak ayrı bir zevk verir!erkekler bunun farkında olmalı!!)

4)Aşırı duygusallaşanlar: Herşeye ağlamak. Acıklı ya da mutlu bir filme, kırılan bir tırnağa ya da kötü kesilen saça. Erkeklere göre daha kötüsü onlardan bu duygusallıklarını gidermelerini beklemeleri. Kadınlar bu tür durumlarda erkeklerin omuzunda ağlamak isterken, diğer taraftan onu rahatlatan şeyler söylemenizi beklerler.
---ee güzelim söyleyiverseniz ne olur? ne yani? kötü bir saç kesiminden kız arkadaşınız üzgünse "canım ben bu halinide gerçekten beğendim" deseniz elinize mi yapışır ya? ayrıca o kırılan tırnak sadece bir tırnağı değil ona harcanan onca emek ve parayı temsil ediyor.. (o yüzden üzülmemiz gayet doğaldır!)

5)Kişisel alanlara saldıranlar: Kadınların erkeklerin kişisel eşyalarını karıştırmak gibi içgüdüsel tiki vardır. İlişkisinin ya da evliliğinin uzun sürmesini isteyen kadınlar bir gümrük görevlisi gibi herşeyinizi alt üst edebilir. Bu tür davranıştan aslında kadınlar da erkekler kadar nefret eder. Saçlarını ne kadar kestirdiklerinin ya da başka yerlere ne kadar harcadıklarının bilinmesini istemezler.
--- burda şapkayı önümüze koyup düşünelim diyorum. Haklarını  vermek lazım. biz kadınlarda her ne kadar onların ne yaptığını merak etsek te onlar bizimkini merak edince pek te hoş karşılamıyoruz değil mi?

6)Gizemli, araştırarak konuşanlar: 'Ne düşünüyorsun' sorusu kadınların erkeğin aşkını anlamalarına yardımcı olan bir soru haline geldi. Erkekler belirsiz, teorik soruların yanıtlarını onların istedikleri doğrultuda vermeye çalışmaktan nefret ediyor. Erkekler eğer gerçekten ruh eşi olduklarına inanırlarsa, cevapları hemen veriyorlar.
--- kızlar işte kilit konu! demek ki neymiş? ne düşünüyorsun dediğinizde hemen cevap veremiyorlarsa ardınıza bakmadan kaçın çünkü o sizin ruh eşiniz değilmiş...

7)Zayıf ve muhtaç olanlar: Bazı kadınlar kıymetli hissetmek, erkeklerinin onları el üstünde tutmasını, şımartmasını ve ne kadar özel olduklarının söylenmesini, etraflarında moral ve destek için pervane olmasını isterler. Erkeklere göre bu noktada bir tezat var. Flört sırasında kadınlar ne kadar özgür olduklarını erkeklere göstermek isterken, aşık olduklarında savunmasız hale gelebiliyorlar. Erkekler ise, dayanıklı ve sağlam kadınlarla birlikte olmak, en azından kendi iç dünyalarıyla barışık olanları tercih ediyorlar.
--- zayıf ve muhtaç mı? ne yani erkek arkadaşımızın yada sevgilimizin arada bir Romeo'luk yada şövalyelik ruhunun canlanmasını istiyorsak ve bizi kanatları altına almamızı istiyorsak bu suç mu? (eğer suçsa ben bunun tamamen günümüz Hollywood filmleri ve TV dizilerinin suçu olduğunu beyan etmek istiyorum!)

8)Kıskançlar: Çoğu kadın sevgilisinden ya da erkeklerden başka bir kadının adını duymaktan hoşlanmaz. Erkekler neden kadınların buna aşırı tepki gösterdiklerini çoğu zaman anlayamaz. Eğer erkekten şüphelenmesini gerektirecek bir davranış varsa, paranoyasında haklıdır. Boş yere olan size olan güvensizliğinin bedelini erkekler ağır ödememeleri gerektiğini düşünüyor.
--- Birincisi bizim yanımızda başka hatunlardan bahsetme cüretini gösterdikleri için o erkekleri medeni cesaretlerinden ötürü tebrik eder madalyalarını takdim ettikten sonra armağanlarını bizzat sunmak isteriz!
ikincisi burada erkekten şüphelenecek bir davranış varsa paranoyasında haklıdır derken? yani biz kadınlar şüphelenmekte haklıyız? bu nasıl bir kendini çürütmektir anlayabilmiş değilim? Eh fazla kurcalamamak lazım tabi...

9)Diğer kadınları çekemeyenler: Neden bir kadın zengin bir kadını övücü sözler söylemez? Kilodan saç şekline kadar her konuda titiz oldukları halde, çoğu kadın hemcinsinin zenginliğini kıskanır. Erkeklerin de bu tür şeyler söylemesini istemezler. Erkekler de zaten gerekmedikçe söylemezler ancak her söylediklerinin ve yaptıklarının eleştirilmesini, krize dönüşmesini istemiyorlar.
--- Diğer kadınları çekememek? Kuzum erkekler siz hangi dünyada yaşıyorsunuz? Tabi bizde dünyada barış istiyoruz, Afrika'daki açlık bitsin istiyoruz ama bütün bunlar bitsede 2 kadın arasındaki çekişme asla bitmez. Alaaddin'in cininden yardım isteyin belki tutar...

10)Olmadığı halde erdemli görünenler: Çoğu kadın erkeklerden daha erdemli olduğunu göstermeye gayret eder. Erkekler kadınların göründükleri kadar saf ve masum olmadıklarını, her insanın hatalarının olabileceğini düşünüyor. Erkeklere göre kadınlar istedikleri gibi bir erkek bulmak için, onların kendileri gibi olmalarına izin vermeli.
--- Ah şu erkekler.. Önce saf ve masum olmadığımızı sonra her insanın hatalarının olabileceğini söylüyorlar. Keşke birileri onlara bunların doğrularını açıklasa. Bize göz göre göre saf ve masum değiller dediler ya!?!
Ah bizde hep erkeklerin olduklarından farklı görünmelerini istiyorduk zaten, iyiki onların kendileri gibi olmalarına izin verdiğimizi söylemişler. (peki neden böyle olmak isteyipte aksini uyguluyorlar? şu uzmanlar birde bunun için bir araştırma yapıp açıklasalar ya?)

Evet siz sevgili okurlarım. İşte liste. Biraz uzun olmuş... (eh hep biz mi uzun listeyeleyeceğiz. Erkeklere kırk yılda bir sormuşlar onlarda fırsat bu fırsat deyip bir anda bütün herşeyi kusuvermişler içlerindeki...)
Sizcede biraz ütopik olmamış mı?
Hani şöyle kendimizi düşünelim? Bu listede kaçı bizim için uyuyor? Hemen hemen hepsi değil mi? Bahse girerim sizdede en az 5-6 maddesi tutmuştur.. O zaman nedir biz hepimiz Erkeklerin Nefret Ettiği Kadın Tipleriyiz!!! Eh o zaman şahs-ı muhteremler kimlere bakacaklar kimleri bulacaklar acaba? Bu listede olmayanı ararlarsa ortada kadın kalmayacak haberleri yok!!!
Alternatiflerimizle karşımıza gelmelerini talep ediyorum.
Ve bunun yanında acilen bu listeye karşılık Kadınların Nefret Ettiği Erkek Tipleri Listesi'inin yapılmasını talep ediyorum....



Thursday, August 26, 2010

Kahve Bahane Muhabbet Şahane...

Dedikodu, dertleşme, çekiştirme ve biraz daha dedikodu ve dertleşme. Kız kıza muhabbetin amacını ve anlamını özetlemek gerekirse bu olurdu. Tabi o arada kaç erkek bundan nasibini alır bilinmez ama eninde sonunda olay tatlıya bağlanır ve tabiki kahve falı bakılır; ileride hakkında dedikodu yapılıp yorumlanılabilecek bir aday var mı acaba diye merak edilip beklenir? (bir anlamda istemem yan cebime koy hesabı...) 
Evet bu sahne hepinize tanıdık geldi değil mi? Sex and the City gibi, Friends'in Rachel ve Monica'sı gibi her yerde bu muhabbeti yapan bir kız grubu görmemeniz mümkün değil. Bir dahaki gidişinizde bakın mutlaka sağınızda solunuzda en az 2 en fazla 3-4 kişilik kızlar grubu mutlaka görürsünüz. Ama asıl konu o grubu görmek değil asıl konu orada hepimizin neler olduğunu biliyor olmamız. Erkekler genelde o kızları gördüklerinde "vah vahhh şimdi şu kızlara bak abi gene toplanmışlar engizisyon mahkemesi gibi kimbilir hangi garibanları eleştiriyolar. Yazık bunların erkek arkadaşlarına." diye hemcinslerine acırlarken onları kurtarmanın bir yolu olmadığını bilirlerken aynı masa ve kızlara bakan ortamdaki diğer kızlar ise "ahh bea işte budur. Kimbilir gene ne yapmıştır şu kızların erkekleri? Bizimkilerle aynı şeyleri mi yapıyorlardır yoksa daha mı iyilerdir?" tarzında hem kendi erkek arkadaşlarını ve ilişkilerini gözden geçirirler hem de sessiz bir anti-erkek fan club'lığına soyunurlar.
Kız muhabbetlerinin yegane vazgeçilmezidir, hatta bilakis kızların bir araya gelmelerinin başlıca konusudur diyebiliriz. Muhabbetin konularını yüzdeye vursak yüzde 60 erkekler, yüzde 10 alışveriş, geri kalan 30 aile, arkadaşlar, iş ve diğer şeylerdir. Erkekler içinde durum farklı değildir. Bu erkekler arasındaki muhabbetin kızlar arasında uyandırdığı merak konusu yıllar yılıdır vardır ama aslında bellidir sadece erkekler bunu hep inkar ederler. Hep muhabbetin araba, futbol ve bazende kızlar olduğunu söylerler ama aslında onlar içinde biz kızlar için olan yüzdeler az buçuk farkla geçerlidir. Ha, ama arada bir fark var. Biz kızlar birbirmize işte "erkek arkadaşım şöyle yaptı böyle dedi" diye anlatarak ve yorumlayarak toplu bir terapi grubu modunda takılırken erkekler sadece yüzeysel biçimde "kız böyle yaptı abi. - hadi ya kız milleti işte oglum" tarzında sadece bir muhabbetin bir kısmını geçirme anlamında kullanıyorlar. Birbirlerine tavsiye vermek şöyle dursun böyle bir mantığın nasıl çalıştığı hakkında biz kızları anlamalarıda mümkün olmaz hiç bir zaman. Gerçi eğer birbirlerine tavsiye vermeye kalksalar sanırım işte o zaman biz kızları daha acı sonlar bekler. Düşünsenize sizin dert yandığınız hareketleri yapan erkekler birbirlerine tavsiye veriyolar. Aman Allah'ım!!! Dertler bir iken katmer katmer olur. Çünkü zaten verecekleri tavsiyeler; bizleri dertleşmeye iten hareketleri yaratan beyinlerden çıkacağı için o gelecek tavsiyeler o hareketlerin daha da dertlisi olur. Ve biz kızlar bunu değil "starbuckstaki tall latte" ile "venti duble espresso shotlı latte" ile bile zor çözebiliriz.
Ama sanırım biz kızlarda da sıkıntı yok değil. Bizde içten içe aslında bu grup terapilerini ve bu terapilere malzeme çıkmasını sağlayan o erkek hareketlerini seviyoruz. Bunları tartışmayı birbirmize örnek olmayı seviyoruz. Bunun altında yatan neden belki kendi ilişkimizin ve erkeğimizin değerini anlamamızı sağlamasına yardımcı olduğu için narsistçe, ya da belki de karşımızdaki arkadaşımızın erkek arkadaşının yada eşinin yaptıklarını görüp ondan ders almamızı sağladığı için birazda sadistçe ama nedeni her ne olursa olsun o terapiler bize hayat veriyor. Deşarj olmamızı, kafamızı dağıtmamızı ve bir anlamda sıkıntılarımızı unutmamızı sağlıyor. (ve bunun için terapistlere ve psikologlara verilecek paradan kurtarıyor! Bunun içinde ayrı bir takdiri hakediyor. Düşünsenize bir kahve parasına 3-4 farklı psikologdan başka ne şekilde yorum alabilirdiniz?)


Bende seviyorum. İtiraf ediyorum hatta kahve bahane muhabbet şahane diyorum... ve kızlar size söylüyorum "Haydi Kahveye!!!"

Monday, August 23, 2010

Tek Kişilik A Takımı...

80'ler... O unutulmaz dizilerin olduğu hepimizin halen Facebook'ta veya Youtube'da videolarını izlerken yüzümüze tebessüm konduğu yıllar... Büyük şalvarlar; Can't Touch This dansı, Şeker Kız Candy çizgi filmi ve tabiki o unutulmaz ardı arkası gelmeyen diziler: Alf; Bizim Ev, veeeeee A TAKIMI!!! (şu anda o girişi müziği ve o siyah minibüs hepimizin kafasında canlandı di mi?? BA ve altınları, kafadan kontak Murdoch, Cuba purosu bağımlısı akıl küpü Smith ve kizların gözdesi Playboy Face) Sonunda sinemalarımıza bunca seneden sonra teşrif etmişler; eh bize de tabi bunca senenin hatrına gidip izlemek farz oldu... Ama yine de eskinin tadı bi başka oluyomuş dostlarım.. Filmi gidin izleyin tabi ama blog'da film hakkında pek yorum olmayacak takdir edersiniz ki.. (öyle olsaydı film eleştirmenliği blog'u yapardık dimi ama?? biz burda farklı klasmanda oynuyoruz...)
A Takımı konseptini bilirsiniz değil mi? (bilmeyenler için hemen bi briefing yapalım) Mr Smith(nam-ı diğer Hannibal Smith grubun ele başıdır, takım kurucusudur, plancısıdır. Face ise pretty face ve tatlı diliyle her istediğini elde eden--bayanlar dahil--, Murdoch sıyırmış ama feci yetenekli uçak pilotu ve BA ise grubun fiziksel gücüdür) Bir de sloganlarını unutmayalım: Bir derdiniz varsa, başka kimse yardım edemiyorsa, ve onları bulabilirseniz , o zaman belki siz de onları işe alabilirsiniz.
Şimdi şu grubun tanımına bir bakın ve bir daha düşünün... Aklınızda ne canlandı??
Benimkini hemen söyleyeyim... BİR KADIN!!!! :) Evet evet. Şöyle ki bu 4'lüyü ve özelliklerini topladığınızda aslında Bir Kadın'ın özelliklerini buluyosunuz grupta. Mr. Smith'in planlama gücü biz bayanların organize oluşumuzu, evi ve hayatı çekip çevirmemiz, olasılıkları hesaba katarak plan yapmamız ve hep bir adım ötesini düşünerek plan yapmamızı anlatmıyor mu?
Peki ya Face? O ve onun tipini ve tatlı dilini kullanarak yolunu yapması ve insanları biraz da bu yolla yönlendirmesi.... Bu da biz güzel kızların (!) kullandığımız yol değil midir?-- Tabiki sınırlar dahilinde --
Murdoch'a gelince.. O da biz kızların bazen hiç düşünmeden istediğimiz şeyin ne olduğunu bildiğimizde korkusuzca gözümüzü karartıp elimizden geleni ardımıza koymadığımız o deli ruhumuzu temsil ediyor.
Ve BA!! BA için konuşmaya gerek var mı? O sivri topuklarla ordan oraya koşturduğumuzda aynı anda elimizde çanta ve torbaları taşırken kimimiz bunun yanında bir diğer kolunda da bebeğimizi taşıyabiliryoruz ve bunu yaparken kimseden yardım talep etmeyi aklımıza bile getirmiyoruz.(bunu yapabilecek fiziksel güçte herhangi bir erkek var mıdır?) Ancak bu gücün yanında bazen ufacık bir fare veya böcek görür görmez  ise korkudan çığlığı basabiliyoruz ve yanımızda eşimiz, erkek arkadaşımız ya da orada bulunan bir erkeğin yardımına ihtiyaç duyabiliyoruz. (BA'in durumunda Uçak korkusudur bu)Bu da aslında bizim o fiziksel ve ruhsal gücümüzün yanında kimi zaman önüne geçemediğimiz savunmasızlığımızı ve sevdiklerimize olan ihtiyacımızı temsil ediyor.
Evet 4 işlem gibi. Bu 4 insanı 4 farklı karakteri bir araya getirdiğinzide karşınıza biz kadınlar çıkıyoruz. Nasıl etkileyici değil mi? 1 kadın 4 erkek misali.. Demekki neymiş? Başınız derde girdiğinde 4 erkek bulmanız gerekirken 1 kadın çağırmanız yeterli olacaktır. Siz bayan dostlarım sizin içiniz rahat olsun bizim her birimiz gördüğünüz üzere 4 erkeğe bedeliz ve başımız derde girdiğinde korkacak birşeyimiz olmamalı.
Bizdeki planlama ruhuyla, tatlı dilimizle, tutkumuzla ve kimi zaman gözü karalığımızla ve tabiki en önemlisi etrafımızda sevdiğimiz, değer verdiğimiz insanlar olduğu sürece sırtımız yere gelmez.

O zaman nedir?
If you have a problem, if no one else can help, and if you can find them, maybe you can hire... The G-Team. (that is the Girls Team)

Friday, August 20, 2010

Olsun Be Güzelim Olsun Darısı Başıma Olsun...

"Darısı Başına inşallah!"
Allah'ım ne çok seviyoruz bu sözü söylemeyi. Sırf bu yüzden evli çiftleri kutlamaktan kaçar hatta Facebook'taki fotolara yorum yapmaktan korkar olmuştum.
Gelgelelim bu acemilik dönemlerimdeydi. Korkunun ecele faydası yok, korkularınla yüzleşmelisin politikasını uygulayınca (ve bir de sanırım küçük kardeşini evlendirince) bu lafa karşı bir bağışıklık sistemi geliştiriyorsun ve onla nasıl başa çıkacağını öğreniyorsun. Hatta şimdi öyle bir hal aldı ki günlük yemeklerden sonra birer doz darısı başına duymazsam sanırım bağımlılar gibi krize girme ihtimalim var. (Sırf bu yüzden; dün gece tanımadığım bir çifte sırf "darısı başına" desinler diye usulca sokulup "mutluluklar dilerim" dedim...)
Ama asıl sorun "darısı başına" denmesi değil kimin tarafından denildiği. Özellikle kardeşini yeni evlendirmiş birisi olarak son 2 haftadır bu lafı duyduğum her muhabbet için kenara 1TL koysaydım (ki para biriktirmek konusunda zayıf olan ben için bu muhteşem bir yol olurdu) şu an milyarları cebe indirmiş ve tabi ki alışverişe vermiştim kendimi.
Şimdi kendimi bu konuda usta ilan ederek siz çekirge dostlarıma bir iki ders vermek isterim. Böylece her bu lafı işitmeye yaklaştığınızı anladığınızda hazırlıklı olup oradan koşarak kaçmak yerine kendinizi savunup zafer kazanmanın verdiği mutlulukla gününüzü daha da güzel kılabileceksiniz.
Öncelikle düşmanınızı tanımalısınız. (burada düşman potansiyel teyzeler; evli çiftler; onların yakınları ve tabiki sizin yakınınızdan bir düğün olmuşsa bilumum sizin tanıdıklarınızdır.) Özellikle teyzeler bu gibi durumlarda "içineşeytankaçmışgiller"den olup çıkarlar. Orada sukunetinizi korumalısınız. Bir teyze "ah canım kardeşin mi evlendi; Allah mesut etsin" dediğinde hazır olun!!! (siz acemiler bunun masumane bir sohbet olucağını düşünürken o sırada şeytan çoktan teyzenin içine girmiş ve onu yönlendiremeye başlamıştır) "teşekkür ederim sağolun Amin" diyerek bitirmeye çalıştığınız anda, işte tam orada teyze sol kroşeyle gelir."Darısı senin başına inşallah kızım; sıranı savmışsın heralde der."(orada aslında iğnelemenin doruk noktası ve bunun yanında evde kalmışsın galiba kızım kardeşin senden önce gitmiş uyan mevcuttur; size olta atmıştır teyze/şeytan ve oltaya düşmenizi beklemektedir.) "evet gençler mutlu olsun dedik evlendirdik."(hala sukunetinizi koruyorsunuz.) "Ah kızım seninki ne zaman hayırlısıyla?"(artık teyze ısınma turlarını geçmiş ve boks maçına girişmiştir.) "teyzecim kısmet bakıcaz artık duruma" (siz hala on guard durumunda beklemedesiniz) "kızım güzelsin, bu kadar şirinsin, akıllısın, pek hanım hanımcık hoşsun, seni kaçırmazlar." (ah be teyze şimdi bel altı vurdun. fonda Nil'le şimdi benle kimler evlenmek ister; canım hem yuva kurmak, hem eğlenmek ister diyoruz) "teşekkür ederim. bakıcaz teyzecim kısmet böyle şeyler." Oysa teyze çoktan nakavt vuruşuna hazırlanmaktadır. "tabi kızım insanın karşısına ne zaman çıkacağı belli olmaz; ama çokta ertelememek gerekir. Sende çok geç kalma!!!" (işte o öldürücü vuruş!! Aman teyzecim sana "adam gibi adam yok nerde yada bize rast gelmez diye şakımak istiyorum!! ama şeytana uymayacam!!) "tabi teyzecim elbet olur inşallah acelemiz yok." ama teyze son vuruşu yapmak ister. "tabi kızım geç olsun ama adam gibi adam olsun" der. Sende kocaman bir "inşallah Amin" çekersin. Teyzenin seni alt edemediğini gösterirsin. Sen varsan bende varım diyerek sonuna kadar yıkılmadım ayaktayım havasında takılırsın. Teyze bütün masumiyetiyle(!) bi "Amin" patlatır. (ama işte bu senin zafer dansı yapmanın sırasıdır!!!) Teyze yılmıştır, bezmiştir, senden bi cacık olmaz beni de yordun demiştir. Ellerine sağlık hadi durma kutla bu zafer senin, yüreğine sağlık.
Bunu ilk yaptığında zor gelecektir, şeytanla dans edeceksin ama pes etmeyeceksin. Başardığında tattığın o hazzı görünce sarhoş olacaksın ve daha da isteyeceksin. Bundan sonra kralı gelse koymaz diyerek genci, yaşlısı, yeni evli çifti, eşi dostu hepsine bi "hade hade hadeeeeeeeeeeeeeeee" çekeceksin. Aynı Tanjevic'in 12 Dev Adam'a FIBA Şampiyonası için rakiplerine karşı verdiği taktikler gibi sende her türlü taktiği geliştireceksin. Eh sonra da belki Bubu demişti deyip birde gelip bana burdan "bende yaptım" çekersen daha ne ister şu paşa gönlüm.

Eh dostlarım bu konuda pek bi doluymuşum galiba. Normaldir. Hala 2 hafta önce düğün günü bana her masada vaadedilen "darısı senin başına, sana da birini bulmamız lazım" sözlerinin gerçekleşmesini bekliyorum. Evli çift yarın balayından dönüyor ama o 25 masadan hala tık yok...

 Olsun  canları sağolsun. Bizde Tarkan'la birlikte onlara şöyle diyoruz...
"Olsun be güzelim olsun; darısı başıma olsun...
  Olsun be güzelim olsun; aşkın sağı solu belli olmaz..."

P.S : 25 masa X 10ar kisi X 1TL = 250 TL hasılamı bekliyorum...

Thursday, August 19, 2010

Better Late Than Never / Geç Olsun Güç Olmasın

Veee işte yine başardım. Yine yeni yeniden geç kaldım hemde bu sefer blog yazmaya geç kalmayı başarabildim. Zaten geç kalmamla tanınan bir şahsı munhasır olduğum için şanıma yakışan bir hareket olmalıydı ve bunca sene geciken blog'um içinde ilk yazım geç kalmalıydı. Beni yansıtmalıydı...

Herkesin hayatında ilkleri vardır unutulmayan, unutulmayacak olan. Hepimiz o anları arada sırada hatırlar kimi zaman güleriz kimi zaman hüzünleniriz. Ama o ilkler her daim oradadırlar. İlk aşklar, ilk öpücükler, ilk bisikletler, ilk arabalar... Bu blog'da öyle olacak benim için. Sizlerde bunu benimle birlikte paylaştığınız için başka bir ilkin parçası olacaksınız.
Şimdi gözünüzü kapatın ve aklınıza gelen ilk 3 ilkinizi düşünün. Nasıl? Gülümsemenizi sağladı dimi?
Belkide o özel insanı düşündünüz ve eliniz telefona gitti, belkide başka birşey düşündünüz ve hemen o zamanlarınızı; anılarınızı düşündünüz hatta belkide internetten hemen onun resimlerine bakmak için şu anda Google'dasınız.

Herşeyin (zaman dahil) çok hızlı akıp gittiği şu günlerde bazen geri çekilip bazı anların fotoğraflarını çekmeliyiz aklımızdan. O anı sadece bize kalmasını sağlayacak ilerde dönüp hatırladığınızda yüzünüze tebessüm kondurucak şekilde "PrtScr" ile dondurmalı ve "ctrl+S" tuşuyla kaydetmeliyiz "anılar" dosyasının altında... İlerde dönüp baktığınızda yüzünüzde tebessüm oluşturacağına dair her türlü iddiasına varım... :)

Bugün bir girizgah yapalım istedim. Birbirimize bir ısınalım istedim. İleride kah gülüp kah ağladığımızda kah sevip kah sövdüğümüzde yine bizbize olacağız.

Bugün sabahtan yüzünüze tebessüm konduramadım belki ama ilklerinizi düşününce günün ortasında iş arasında veya yorgunluğun arasında belki başarmışımdır. Ama o ilklerini hatırlayamayıpta gülümsetemediğim bazıları için yüzünüze tebessüm konduracağını umduğum ufak bir hediye benden size dostlarım...

        hediyem:  :) -- linke tıklayın --
        http://dai.ly/9rav7C




Wednesday, August 18, 2010

A Brand New Day

Bugün korkumu yendiğim ve sonunda ne zamandır hayalini kurduğum birşey gerçekleştirdiğim gün. Evet belki kimsenin hayatında bir değişiklik yaratmayacak yada bir anlam katmayacak ama benim kendim için aldığım bir karar bu. Senelerdir bende blog yapmalıyım bende paylaşmalıyım diye çevremdekilerin beynini ütülerim ama hiç bir zaman bunu gerçekleştirecek cesareti bulamamıştım. Ya insanlar sevmezlerse, ya beklediğimden kötü bir deneyim olursa?? Bu sorular başlamamı engelliyordu ki sonunda kafamdaki o sese teslim oldum... (çoğu zaman kendimi dinlemekten alıkoyamadığım ve kimi zaman bunun cezasını çektiğim ama en azından hiç bir zaman "ya şöyle yapsaydım" pişmanlığını duymadığım o ses...)
Çoğunuz "işte yine anlamsız ve boş bir blog" diyeceksiniz belki ama dostum sana tavsiyem madem öyle düşünüyorsun daha iyisini buyur kendin yap bizde okuyalım...

Bu blog'un sabahları güne güzel başlamınızı sağlaması ve yüzünüze bir tebessüm koyması dileğiyle.

Sevgiler
Bubu


 



 


Today is the day I'm making a dream come true. It took me ages to gather up the courage to start my own blog. You know what they say; you are halfway through a task once you start it.. Starting was what I hesitated the most. What if I sucked? What if people did not like it? Then there was that voice again which I seem to listen quite a lot and make decisions accordingly. (and sometimes screw up along the way but at least never feel regret...)
You might say "Oh here goes another blog that will just die soon or has no insightful info" but hey do it yourself if you think so...
May this blog put a smile on your faces and help you have a good start to your day...

Hugs & Loves
Bubu